Çarşamba, 29 Kasım 2017 10:03

PERSONA YA DA DEN BRYSOMME MANNEN

‘Persona’ denince akla Bergman gelir ki hem doğal hem haklı bir çağrışımdır bu.

PERSONA YA DA DEN BRYSOMME MANNEN

‘Persona’ denince akla Bergman gelir ki hem doğal hem haklı bir çağrışımdır bu. Jung’la başlayacağım ben ama. O’na ve Jens Lien’ın başyapıtı –Türkçe söylenmiş adıyla- ‘Sorun yaratan Adam’a dair konuşacağım/sesli düşüneceğim.

Jung, arketipsel kuramını; gölge, anime, animus, persona ve yaşlı bilge kavramları üzerine kurar. Bu kavramlardan persona’yı, bir başkası da olabilecek bir ‘kendiliği olamama hali’ olarak özetler. Biraz karmaşık değil mi? Açayım. Olumsuz bağıtta kolektif bir olgu olan persona, kendiliğimizin herkesleşen yüzüdür. Yaşamda üstlendiğimiz yükümlülükler, oynadığımız roller, katlanmak ve/veya öyle görünmek zorunda olduğumuz durumlardaki maskelerimizdir.

Jung, persona’nın sosyal ilişkilerimizi sağlayan bir gereklilik olduğunu söyler ve persona’sını öteleyen insanların kaba, huzursuz ve dünyadaki yerini bulamayan insanlar olduğu saptamasını yapar.

Kısaca özetlersek ‘Den Brysomme Mannen a.k.a Sorun Yaratan Adam’ filminin(yazının devamında tarafımca DBM olarak kısaltılacak ve böyle anılacaktır) küçürek öyküsünü şöyle geçebiliriz kayda: 40 yaşındaki Andreas(ki burada da kırkı çıkmamış olma durumu var), kendini garip bir şehirde bulur. Oranın neresi olduğu veya nasıl geldiği hakkında en ufak bir fikri yoktur. Bir işi, evi ve karısı vardır. Bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varan Andreas, şehirden kaçmaya çalışır fakat herhangi bir çıkış yolu yoktur. Hugo isminde bir adamla tanışınca onun kaçmasına yardım edebileceğini düşünür. Öteki dünyaya kaçmak için ufak da olsa bir ışık doğunca, Andreas bu şansını sonuna kadar kullanmaya karar verir.

DBM’de, persona ya da kabuk, kendi özünün koruyucusu olmaktan çıkmış, onu tutuklamıştır. O, kendi surlarıyla kuşatılmıştır artık. Ruh, bir labirentin içine atılmıştır. Ve can alıcı olan, korunak olması umulan mekanın/mekanların labirentleşerek zindana dönüşmesidir. Bu durum tam bir ‘içe çökme’ ve ‘taş kesilme’ durumudur. Ontolojik açıdan güvensiz her insanın karşılaştığı üç temel anksiyete; yutulma korkusu, içe çökme ve taş kesilme’dir. Kişinin sosyal ağa karşı ördüğü diğer ağ, kendi benliğini kuşatır, onu kendi içine kapanmaya iter. İşte yabancılaşma da tam bu noktada göze batar. Kabuk ile öz; olan ile arzu edilen; görünür olanla ile saklı duran arasına aşılması güç uzaklıklar girer. Bu uzaklıklar duvar gibidir. Andreas, sonradan kabuğa dönüşecek bu duvar gibi tüm uzaklıklara çarpıp gitgide içine kapanmaktadır. Kabuğunu kırıp dış dünyayla ilişki kuramadığı için kendi içine yönelmiş ve umutsuzluğa batmıştır. Çünkü dış dünya güvensizdir ve tehditlerle doludur. Bir yandan yutulma korkusuyla içe çekilmekte bir yandan da personası ile özü arasındaki uzaklık artmaktadır. Herkesleşen yüzünden/kabuğundan uzaklaştıkça dışa çıkma, dünyayla ilişki kurma umudunu da yitirmektedir. Kabuk ile öz arasındaki yabancılık ve ırayan uzam, kendi olamamayı ve umutsuzluğu ölümcül bir sayrılığa dönüştürmektedir. Andreas ve/veya Umutsuz, kendi ruhunun sonsuzluk ışığını söndürmüştür. Bu denli bir suskunluk ve geri çekilme durumu, şizofrenik anlamda, dünyayı protesto etmek ve aslında intihara dönüşmek riskini de bu çok bilinmeyenli denkleme ekleyivermiştir. Dışarı, yalnızca onun kabuğuna dokunabilecektir, oysa o, kendi kabuğundan da artık alabildiğine uzaklığa çekilmiştir. Kendi ruhunda büyük bir yalnızlaşma ve yabancılaşma yaşamaktadır. Söz konusu bu durum, umutsuzun küçüklüğünde ya da ergen olma evresinde eşik sendromu’nu sağlıklı bir biçimde aşamadığını gösterir. Bu nedenle dışarı çıkamaz ve dünyaya doğamaz. O’nun için dünya ve bedeni artık bir ölü evi’dir. Huzursuzluğun asıl kaynağı da zaten, ölememektir. Sartre’ın tarihin arabasına koşulmuş yaşlı ve zavallı at metaforu, Andreas’ta sağlamasını yapmaktadır. Filmin sonunda işi bitmiş ve yılkı atları gibi dışarı atılmıştır.

Gidecek yeri olmayan herkes için söylenebilecek ve filmin sonu itibariyle söylemediği tek şeyi de ben sesli düşüneyim yine: Umutsuz, kendi içine döner; ama bu dönme güçlenerek savaş meydanına çıkma değil, kendi köşesinde ölmeye yatmaktır.

YUSUF YAĞDIRAN / Eylül 2017 Bursa

DEN BRYSOMME MANNEN (SORUN YARATAN ADAM) – FİLMİN KÜNYESİYönetmen: Jens Lien
Senaryo: Per Schreiner, Süre: 95 dk, Tür: Dram, Gizem, Komedi, Ülke: İzlanda, Norveç

Okunma 1008 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 19 Mart 2018 21:08

Yorum Ekle

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara ve kimliklere saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

"Bu web sitesi Sivil Düşün AB Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır."

"Bu web sitesinin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Aykırı Sinema Derneği'ne aittir ve AB'nin görüşlerini yansıtmamaktadır."

Etinlikler Takvimi

« Ekim 2019 »
Pzt Sal Çrş Per Cum Cmt Paz
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      

Sosyal Paylaşım

©2019 AykırıSinema.com Tüm Hakları Saklıdır.

Search